Korona virüs zoruyla evde bol bol zaman geçirdiğimiz, haber okudukça da canlarımızın daha da sıkıldığı bir dönemde Nintendo, Switch konsolu için Animal Crossing: New Horizons’ı çıkardı. Issız bir adaya gidip yeni bir hayat kurmaya çalıştığımız bu rengarenk, keyifli oyun, öyle ilaç gibi geldi ki, korona virüs Nintendo’nun virali miydi diye sormadan edemiyor insan. Peki Animal Crossing: New Horizons bizi evde sıkılmadan tutmaya yetecek kadar zengin mi?

Çok değişik günler yaşıyoruz. Her an her şey olabilirmiş gibi. Bir günkü haberler diğerlerini tutmazken, Dünya Sağlık Örgütü “beyler galiba dünyaca hep birlikte sıçtık” açıklamaları yaparken, ülkemizde sırf zorla evde kalsınlar diye 65 yaş üstü insanlara sokağa çıkma yasağı gelirken (ve bazı amcalarımız teyzelerimiz pazarlarda mahsur kalırken), gerçekten bir sonraki günün haberlerini kestirmek mümkün değil.

Hatta o kadar yoğun bir “kötü haber” bombardımanına tutuluyoruz ki, haberleri kapatıp kendimizi soyutlasak daha mı iyi olur sanki diye bir an da olsa düşünmeyeniniz yoktur herhalde.

İşte Animal Crossing: New Horizons, dünya böyle bir haldeyken, Nintendo’nun bize sunduğu bir nimet olarak 20 Mart’ta Nintendo Switch konsolu için piyasaya çıktı. E tabi bizim de canımıza minnet; hemen pılımızı pırtımızı toplayıp bu dünyadan ayrılarak Animal Crossing’in ıssız adalarından birine yerleştik.

Bu incelemeye başlamadan önce ufak bir not düşeyim: New Horizons, benim bizzat oynadığım ilk Animal Crossing oyunu. Bu sebeple önceki oyunlarla karşılaştırma yapmaktan mümkün olduğunca kaçınacağım. “Bu zaten önceki oyunlarda da vardı”, veya “Bak mesela şu özellik önceki bir oyunda daha iyi uygulanmıştı” gibi yorumlar yapacak olanlar vardı okurlar arasında; onlardan şimdiden özür diliyorum.

 

animal crossing: new horizons, ev
Bu aralar huzura biraz ihtiyacımız var.

 

Renkler, duygular ve…hayvanlar?

Animal Crossing: New Horizons ile ilgili ilk değinmek istediğim konu, oyunun kullandığı renk paleti. O kadar ışıl ışıl (ve tabi ki, eski oyunlara kıyasla yüksek çözünürlükte) bir oyunla karşı karşıyayız ki, dünyanın bu halinden ardımıza bakmadan kaçıp kendimizi bu oyunun portakal ağaçları arasında, odunlardan bir şezlonga uzanmış olarak bulduğumuzda ister istemez verdiğimiz ilk tepki gülümsemek oluyor.

animal crossing: new horizons, stüdyo
Bu arkadaşın stüdyosunda fotoğraf çekebiliyormuşuz… Ben stüdyonun dışında bir poz alayım dedim.

Animal Crossing, “Nintendo şirinliği”nin vücut bulmuş hali: Kasabanıza katılan bütün hayvan sakinleri, modellendikleri hayvanların olabilecek en şirin halleri. Ve tüm bu sakinlerin, her yeni gün gidip konuştuğunuzda size söyleyeceği yeni şeyler, sizi başka bir karşılama şekilleri var. Ayrıca bütün bu karakterlerin kendilerince hoşlandıkları ve haz etmedikleri şeyler var. Örneğin Flo isimli penguen ablamız, her yolda gördüğünüzde onunla konuşmanızdan pek haz etmiyor; bir süre sonra “Daha iki dk önce konuşmamış mıydık ya? Bu bir kamera şakası mı?” şeklinde sizi karşılamaya başlıyor. Siz de, normalde gül dikmek, fosil çıkarmak için kullandığınız elinizdeki küreği suratına zbam diye ind….yok yok, yani hepsinin suyuna gitmek için kişiliklerini öğrenmeniz gerekiyor. Bir karakterde işe yarayan strateji, diğerinde sizi kötü bir ilişkiye sürükleyebilir.

Issız bir adaya düşsen, neresine müze kurardın?

Serinin önceki oyunlarının aksine, Animal Crossing: New Horizons’da kasaba düzeninizin kontrolü tamamen sizin elinizde. Örneğin New Leaf’te kasabaya yeni yerleşen bir sakin gelip evini sizinkinin dibine kurabilir ve sizin genişlemenizi engelleyebilirdi; New Horizons’ta ise kasabadaki tüm evlerin, tüm binaların nereye kondurulacağına siz karar veriyorsunuz. Yine aynı şekilde, adanızın nehirleri üzerine köprüler, yüksekliklere ulaşmanızı sağlayan merdivenleri nereye yerleştireceğiniz de sizin kararınız oluyor. Bu, Animal Crossing New Horizons’ı, bir “yaşam simülatörü” olmanın yanında ufaktan biraz da “şehir kurma simülatörü”ne dönüştürmüş.

animal crossing: new horizons, müze
Adamıza açılan yeni müzeyi kutlamak için konfeti patlatmazsak olmaz.

Kasabanız büyürken siz de Tom Nook isimli tilkiye olan borcunuzu ödüyor ve daha büyük bir eve sahip oluyorsunuz. Tabi bu evin de beraberinde getirdiği yeni borcu ödemek, bir sonraki göreviniz oluyor. Ne de olsa Animal Crossing: New Horizons bir yaşam simülatör, ve yaşam da zaten bundan ibaret değil mi? Hayatımız da borç ödemekle geçmiyor m…yok yok, ne diyorduk?

Hah, dekorasyon. New Horizons’ta, ev dekorasyonunuzun bir kısmını da bahçeniz oluşturuyor. Artık evinizin dışına da eşyalar koyabilir, hayallerinizdeki bahçeyi yapıp, penguen komşularınıza hava atabilirsiniz. Veya arka bahçenizde, nehir kenarına kurduğunuz bir hamağa uzanır, keyfinize keyif katabilirsiniz.

Tropik adalarda Minecraft esintileri

Minecraft’ın etkilerinin hemen hemen her oyunda şu ya da bu şekilde görülmesi pek şaşırtıcı değil: Ne de olsa gelmiş geçmiş en çok satan oyunlardan biri oldu.

Eh, Nintendo da durur mu, hemen yapıştırmış bir “crafting” sistemi yeni Animal Crossing’e. Buna “DIY” (Do It Yourself, yani Kendin Yap‘ın kısaltılmışı) deniyor, ve bir çalışma masasının (workbench) başına geçip kendinize bilimum araç gereç yapmanıza olanak sağlıyor. Ayrıca yine aynı şekilde topladığınız farklı çeşit ağaçlardan bir komodin, bir kuş evi yapabilir, kırdığınız kayalardan demir elde edip bunlarla bir su pompası kurabilir ve evinizin dışına yerleştirebilirsiniz. Yine de burada, yaptığınız araçların çok kısa ömürlü olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Adanızın ücra köşelerinde hammadde toplarken edevatlarınız kırılınca biraz can sıkıcı oluyor; bu nedenle bu gibi sorunların üstesinden gelmek için yanımda bir de ekstradan workbench taşır oldum.

 

animal crossing: new horizons, foto modu
Oyunda yanınızda taşıdığınız akıllı telefonun bir de foto modu bulunuyor, bunun sayesinde screenshot’larınıza filtre ekleyebilir, Instagram bağımlılığınızı Animal Crossing’de dinginleyebilirsiniz.

 

Büyükşehir (gün be gün) çalışıyor

Animal Crossing: New Horizons, oldukça yavaş başlıyor. Oyun saati gerçek dünya saatiyle eşzamanlı ilerlediği, ve oyundaki birçok mekanik günlere bölündüğü için (ki buna birazdan değineceğim), ilk birkaç gün yapacak işinizin az olmasından kaynaklı bir sıkılma yaşayabilirsiniz. Doom Eternal‘ın da çıktığı bu dönemde, daha çok hareket, atraksiyon seven oyuncular için New Horizons’ın ilk üç günü biraz yavan geçecek, bu yüzden bu aralıkta Doom açıp yüzlerce demon’ı “söküp parçalayarak” zaman gerçirebilirsiniz!

Ancak, özellikle adanıza müze ve marketin de kurulmasından sonra oyun dallanıp budaklanmaya ve daha keyifli olmaya başlıyor. Yapılacak işlerin de artmaya başladığı bu noktadan itibaren oyunda geçirdiğiniz zaman da orantılı olarak yükseliyor. Bir yandan adanıza yeni yerleşecekler için döşeli evler yaparken, diğer yandan müzenize fosiller bağışta bulunuyor, her fosille ilgili bir kuple keyifli bilgiyi baykuş araştırmacımız Blathers’dan (ki kendisi şimdiye kadarki favori karakterim) dinliyorsunuz.

animal crossing: new horizons, blathers
Blathers, bir baykuş olduğu için sabahları uyuyor. Ben de bu zavallıyı sürekli “Bak bak sana ne fosiller getirdim” diye uyandırıyorum.

Yine aynı şekilde, oyun saatinin gerçek dünyayla eşzamanlı olmasından kaynaklı, henüz deneyimlemediğim ve dolayısıyla hakkında incelemeye bir şeyler çiziktiremeyeceğim bazı şeyler var. Önceki oyunlarda olduğu gibi Animal Crossing: New Horizons’ta da mevsimlere ve bazı özel organizasyonlara (önceki oyunlarda örneğin anneler/babalar günleri, ekinokslar genelde özel event’lerle kutlanırdı) tanık olacağız. Bu organizasyonlar, beraberinde yeni eşyalar, yeni karakterler, çiçekler/böcekler/balıklar getirebilir, ancak bunları bekleyeyim de incelememi öyle yazayım desem, bu sefer de oyunun çıkmasından bir yıl sonra incelemeyi yayınlıyor olacaktım. O nedenle bunu yapmak yerine şimdi bir giriş incelemesi yazıp, gelecek yıl bu zamanlarda da yeni bir makaleyle, Animal Crossing’in bu event’lerini de ele almaya karar verdim.

“Yürü yüreğim gidelim buralardan”    – Anonim

Şimdi de bu incelemenin, benim için en zor kısmına geldik. Yazının başında sorduğum soruya geri dönelim.

Bu aralar dışarda zaman geçirmemek lazım, herhalde bu cümleyi ilk defa duymuyorsunuzdur. Nintendo, günlerce evimize kapanıp oynasak sıkılmayacağımız bir oyun yapmayı başarmış mı, bu soruyu henüz cevaplayabilecek kadar deneyim yaşadığımı söyleyemeyeceğim. Özellikle de korona virüs pandemiğinden dolayı eve kapanma sürecimiz aylar sürecekse, böyle bir durumda Animal Crossing: New Horizons bize aylar boyu yapacak yeni şey verebilecek mi, emin değilim. Evet, oyun rengarenk ve bu dünyadaki dertlerimizi, korkularımızı bırakıp kaçabilecek hoş bir alternatif yaşam sunuyor. Ancak bu yaşamda yapılabilecekler, an itibariyle hala biraz az gibi geliyor. Önümüzdeki günlerde gelecek event’ler oyunu daha da zenginleştirecektir diye tahmin ediyorum. Nintendo’nun dediğine göre, tıpkı New Leaf’te olduğu gibi Animal Crossing: New Horizons’a da her hafta yeni bir event gelecekmiş.

Bu incelemeyi, daha önce bir Animal Crossing’i oynamamış biri olarak yazdığımı söylemiştim. Dolayısıyla, birazdan ulaşacağım nihai sonuca da bu ışıkta bakmakta fayda var.

An itibariyle Animal Crossing: New Horizons, bize her gün bir saat kadar keyifli zaman geçirebileceğimiz bir oynanış döngüsü sunuyor. Belki serinin kıdemli oyuncuları bu şekilde düşünmeyecektir; belki onlar için New Horizons’ın şu anda sundukları yeterlidir; ancak bu oyunla geçirdiğim bir hafta sonunda bana oynanış döngüsünün biraz zayıf ve zenginleştirilmeye ihtiyacı olduğu hissi hakim oldu.

Bu haliyle (bile) New Horizons, gerçek dünyanın muğlak ve karanlık günlerine, ne idüğü belirsiz geleceğine tercih edilebilecek bir alternatif.

Öte yandan, bugünlerde hemen hemen her oyunu gerçek dünyanın karanlığına tercih etmek pek şaşırtıcı olmaz, orası da ayrı…

SaniyedeKare Puanı

 

CDPR ve Dark Souls fanboy'u. Biraz hırslı. 3 yaşında MS-DOS'tan DOOM açıp oynayan; o zamandan bu yana da eline ne geçse oynamış. Adventure türü oyunların neden öldüğünü anlayabilmiş değil. Oysa Myst, Grim Fandango, Monkey Island falan ne güzel oyunlardı... Neden doktora yapmaya çalıştığını bilmiyor.