“Bir planım var. Bana güven!” dedi sığır adam. Kırmızı, ölü bir kefaretin boyunduruğunda geçmişinden kaçan adamların, ve hasbelkader onlarla yolu kesişmiş birtakım şanssız kadınların hikayesi Red Dead Redemption 2. İlk oyundan öncesini anlatan bu pre-sequel, bizlere unutulmaz bir teknoloji şovu ve tadı damakta kalan bir hikaye yaşatıyor. Yer yer Houser kardeşlerin tabiri caizse komik kararlarını oynasak da, oyunu bitirip credits ekranını izlerken insanın yüreğine bir öküz oturuyor. Red Dead Redemption 2, çıtayı yükseğe koyma konusunda yeni çıtalar koyarak daldığı oyun dünyasında yıllar boyu devam edecek bir efsanenin temellerini attı. SaniyedeKare Red Dead Redemption 2 (PC) incelemesi huzurlarınızda: (Biliyoruz, çıkmasının üstünden biraz zaman geçti, ama ancak bitirebildik mazur görün)

Red Dead Redemption 2; nam-ı diğer Kırmızı Ölü Kefaret

Kişisel tarihim boyunca Nintendo Switch haricinde hiçbir konsola sahip olmadığım için Red Dead serisinin diğer oyunu Red Dead Redemption’ı oynamamıştım. Hatta ne kadar iyi bir oyun olduğunu bile yıllar sonra duymuştum. Serinin ilk oyunu Red Dead Revolver’ın varlığından uzun süre haberdar değildim bile. Fakat Red Dead Redemption 2 açıklandığında çok ilgimi çekti. Ne de olsa Rockstar, elini attığı oyun janrasını en tepe noktaya çıkarmasıyla ünlü bir firma. Western/Açık dünya temalı bu oyunla da çok iyi bir iş çıkaracakları önyargısıyla oyunun haberlerini takip ettim. Sadece konsola gelmesi şaşırtmamıştı; sonuçta serinin diğer oyunları da sadece konsola gelmişti. Fakat artık devir değiştiği ve “online” oyunların platform demeden sattığı bir dönemde olduğumuzdan, bir gün PC’ye geleceğini tahmin ediyordum. Nitekim Ekim 2019’da sevindiren haberi aldık. Her ne kadar konsol versiyonundan bir yıl, açıklamadan bir ay sonra çıkacağını tahmin etmesem de inanılmaz sevindim. Öyle ki, Red Dead Redemption 2 ön sipariş verdiğim üçüncü oyun oldu (merak eden varsa, diğerleri GTA 5 ve Diablo 3’tü). Sistem gereksinimleri açıklanıp emektar bilgisayarımın bu oyunu oynamama izin vereceğini gördüğümde sevincim ikiye katlandı. Her ne kadar emektar bilgisayarım, bu teknoloji demosu gibi grafiklere sahip eserin bütün görselliğini yansıtamasa da, ortalama üstü bir performansla yarı yolda bırakmadı.

Red Dead Redemption 2, screenshot’larından bile anlaşılacağı üzere üst düzey bir görsellik sunuyor. Karakterlerin hareketleri, konuşurkenki jest ve mimikleri, doğanın akıl almaz detayları oyunun gerçekçilik seviyesini adeta bir Jean-François Millet tablosuyla yarışır hale getiriyor. Atınıza binip bir göreve ya da öylesine bir yere giderken çevrede gördüğünüz manzara haritanın bütün noktalarını keşfetme hissiyatı doğuruyor. Animasyon çeşitliliği, şimdiye kadar oynadığım hiçbir oyunun yarışamayacağı kadar geniş bir yelpazede. Bunu yazıyla tarif etmek biraz zor fakat karakterlerin her bir hareketi için ayrı bir animasyon kodlanmış, tasarlanmış. Tezgahtaki konserveyi almak, çekmece açmak, ormandaki ağaçların arasından geçerken Arthur’un elini kendine siper etmesi, bir mekandaki insanların hareketleri ve yüzlerce benzer detay için teker teker uğraşılmış. Bunu oyunun ilk saniyesinden itibaren hissediyorsunuz ve şahsen gösterilen bu özenin boyutunu düşünmek beni bir süre sonra yormuştu. Birçok oyunda cutscene’lerde görmeye alıştığımız bu detaycılık, oyun boyunca her yerde kendini hissettiriyor. Fakat bu, oyunun temposunu yer yer kırabilen bir öge olarak da karşımıza çıkıyor. Bir çatışmayı tamamlayıp ganimetleri almaya giriştiğinizde, Arthur’un ölülerin üstünü arama animasyonu sebebiyle üç kişiyi aradıktan sonra ya sıkılıyorsunuz, ya da polis peşinize takıldığı için olay yerinden uzaklaşmak zorunda kalıyorsunuz. Yine de, geri dönüp baktığımda Red Dead Redemption 2, açılış sekansındaki kar tanecikleriyle aklıma kazınmış olacak, biliyorum. Bu oyun, görsellik açısından bir teknoloji demosu niteliğinde adeta.

Red Dead Redemption 2 - Houser kardeşler
Adeta bir “good boy!” karesi.

“Houser kardeşler, son kararınız mı?”

Rockstar, daha doğrusu Dan ve Sam Houser kardeşler yarattıkları oyunların hikayelerini genelde intikam, birbirinin kuyusunu kazan insanlar ve benzer olaylar üzerine kuruyor. Şimdiye kadarki hikayeleri risksiz, basit ve keyifli oldu hep. Gerek GTA serisi, gerek Red Dead serisinin hikayesi bunu kanıtlıyor. Red Dead Redemption 2’nin hikayesi de bir başyapıt olmasa da, inişli çıkışlı temposu ve ilginç karakterlerin birbiriyle ilişkisi sebebiyle genel olarak memnun ediyor. Gerek oynanışa alışmanın zaman alması, gerek atmosferin yavaş yavaş kurulması nedeniyle hikaye ilk başta yavaş ilerlese de, tatmin edici bir sonla ilk oyuna bağlanıyor. Her ne kadar oyunun hikayesini genel olarak sevmiş olsam da, yazının başında da belirttiğim üzere Houser kardeşlerin yer yer komik kararları yok değil. Yazının bu kısmında spoiler vermeden bu kararlardan bahsedemeyeceğim için, oyunu henüz oynamamış okurlarımızdan özür dileyerek gözlerini şu an kapatmalarını ve bir sonraki paragrafta açmalarını rica ediyorum. Red Dead Redemption 2, ölümün, geçmişteki günahların kefaretinin bir arada bolca bulunduğu yoğun bir western. Fakat, herkes bir Clint Eastwood olamayacağından, Houser kardeşler oyunun özellikle dördüncü ve beşinci chapter’larında ne yapacaklarını bilemeyip “burası da böyle olsun yea hehheh!” demiş gibiler. Hiçbir anlamı olmayan, asıl hikayeye asla hizmet etmeyen gereksiz görevlerle dolu bu iki chapter bittiğinde hikaye adeta üstündeki yükleri atmış gibi oluyor. Epilog öncesi son iki chapter, Guarma’nın çöplerini temizledi derken bu sefer de epilog başlıyor. Her ne kadar benim gibi Red Dead Redemption serisini bu oyunla tanıyan oyunculara John Marston ile oynama keyfini yaşatıyor olsa da, epilog bölümleri bir Rockstar oyununda oynadığım en sıkıcı sekans kesinlikle. Sanki oyuna yeni başlamışız gibi, at sürmeyi, dışkı temizlemeyi öğrendiğimiz bu sekansın tek güzel yanı hikayeyi gediksiz bir şekilde ilk oyuna bağlaması. Kaytan bıyıklı, uzun saçlı hıyarın (kim olduğunu bilirsin sen) ebediyete intikali de cabası.

Eğer hikayesi olan bir sanat eseri tüketiyorsanız, o eseri sevmenizin en önemli koşullarından biri ana karakterle bağ kurabilmeniz. Arthur Morgan, öfke kontrolü problemi, şiddete meyli, gereksiz çıkışlarıyla normalde sevmekten imtina edeceğim bir karakter. Fakat, Red Dead Redemption 2 hem hikayenin gidişatıyla hem de Arthur’un yer yer gösterdiği farklı kişilik yönleriyle bana ana karakterini sevdirmeyi başardı. Yasaların ve kuralların oluşturduğu bir dünyada kötü addedilen bu adamın, aslında iyi yürekli ve babacan olduğu anlar onunla bağ kurmamı sağlayan başlıca noktalar. Diğer karakterlerin her birine de bambaşka davranması 19. yüzyılda yaşamış bir trol olduğu izlenimini de veriyor. Arthur dışındaki karakterler ile yaşadığınız kader ortaklığı da birçoğunu sevmenize sebep olurken, bazı karaktersizlerden nefret etmenize engel olamıyor. Spoiler ya da benzeri bir his uyandırmaması adına bu karaktersizlerin kim olduklarını açık etmeyeceğim. Ama oynadığınızda bana hak vereceğinizi tahmin ediyorum. Oyun, bunların yanı sıra, kullandığı sinematik dilin de yardımıyla grup halinde yaşamanın zorluklarını ve avantajlarını iliklerinize kadar hissettiriyor. Topluca girilen çatışmalar, birlikte çekilen cefalar ve birkaç özel an oyunu daha da sevmenizi sağlayacak elementlerden birkaçı.

Red Dead Redemption 2 - At
Red Dead Redemption 2, at üstünde yol kat etmenin bir terapi olabileceğini gösterirken.

Red Dead Redemption 2, GTA Online’a çokça benzeyen bir online sisteme sahip. Adeta kendi çapında bir MMORPG hissiyatı veren online dünya, internet hızınızdan bağımsız bağlantı problemleri de olmasa GTA Online’ın yıllarca yaptığı gibi, sahnede uzun süre kalacaktır. Red Dead Online hakkında, şimdiye kadar yazdığım kadarını yazmadan anlatamayacağım kadar çok detay mevcut. Fakat şuna emin olun ki, eğer oyunu henüz oynamadıysanız ve almaya karar verirseniz, online kısmında saatlerinizi geçireceksiniz.

Blackwater’dan kaçarak başladığımız hikayesinin dallanıp budaklanarak Kızılderililer sorununa, Amerika’nın federal hükümetinin kırsalda da ağırlığını hissettirmesine kadar ilginç detaylara parmak basan Red Dead Redemption 2, 2019 yılının en iyi oyunlarından biri kuşkusuz. Arthur Morgan gibi bir karakteri bana sevdirebilecek, onunla bağ kurmamı sağlayabilecek yegane oyun firması da Rockstar idi açıkçası. Her ne kadar hikayede sevmediğim noktalar olsa da, karakterlerin ve atmosferin gerçekçiliği, tarihsel olaylara yer vermesi ve online’da yapılabileceklerin sınırsızlığıyla beni cezbetti. Aynı zamanda, Koronavirüs sebebiyle eve kapanılan bu günlerde, Animal Crossing: New Horizons gibi, Red Dead Online’a dalmak da bir seçenek olabilir. Zaten çıkardığı her oyunla çıtayı arşın da ötesine koyan Rockstar’dan da aksi beklenemezdi. Epilog hariç; epilog sen gelme ulan ayı!

SaniyedeKare Puanı

Micro Genius’tan beri oyunların başından kalkamayan biri. Half-Life 2’ye hastaymış, öyle diyor. 3’ün çıkmayacağından emin. Hikayesi iyi olan her oyuna tapıyor, insanların başını şişiriyor. RPG, gizlilik ve platform oyunlarına bayılır. Steam indirimlerinden babası çıksa yer. Neden doktora yapmaya çalıştığını bilmiyor.